ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

Komünalizm ve Öznenin Ölümü Konferansı Gerçekleştirildi

Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyoloji Topluluğu tarafından organize edilen “Komünalizm ve Öznenin Ölümü Konferansı” ÇAKÜ Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi.  Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın konuşmacı olarak katıldığı programda, dünya ve Türkiye’de var olan komünalist yapılar üzerinde duruldu.

Prof. Dr. Ergün Yıldırım konuşmasına şu sözlerle başladı:

“Sosyolog, toplumun rutininde erimeyen ve ona mesafe koymayıp onunla daha bilinçli bir ilişki geliştiren kişidir. Sosyolojide teorik olarak çalışmalarımızda Durkheim, Marx, Weber, Parsons, Bourdieu gibi isimleri inceliyoruz fakat ana amacımız bunları tanımak değil, bu isimlerin toplumu tanımlarken ortaya koyduğu fikirlerle tanışarak onların fikirleriyle toplumları tanımaktır. Dolayısıyla biz, bu teorik sosyoloji müktesebatıyla kendi toplumsal dünyamızı tanımakla yükümlüyüz.”

Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelere de değinen Yıldırım, FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) yapılanması gibi komünalist yapıların nasıl ortaya çıktığı ve geliştiğini anlattı. Bu tür yapılardan kaynaklı darbe girişimi gibi bazı önemli olayların toplumu derinden etkilediğini belirten Yıldırım “ Biz sosyologlar olarak kendi toplumsal yapımızda meydana gelen bu meseleleri anlamak, kavramak ve yorumlamakla yükümlüyüz.” dedi.

FETÖ yapılanmasının nasıl bir komünalist yapı olduğu üzerinde duran Ergün Yıldırım:

“Üzerinde durduğum ve sizinle paylaşmak istediğim mesele, Türkiye’nin önemli temel gündemini oluşturan bir konuyu bir sosyolog olarak tanımlamak, yorumlamak ve tartışmaktır. Son kitabımda da özellikle bu konuyu ele aldım. FETÖ Hareketi nedir? Nasıl ortaya çıktı? Nasıl bir siyasi dünyayla ilişki kurdu? Nasıl bir sosyal iktidar haline geldi? Nasıl bir din anlayışı temsil etti? Bunu anlama çabasında oldum.  Burada komünalizm ve özne kavramı benim için öne çıkan nokta oldu. Bu çalışmayı özetleyen bir başlık olarak öznenin ölümünü kullandım. Bu hareketi anlamak için komünalizm ve özne anahtar kavramlardır. Komünalizm kavramını Türkçe ’de çok fazla kullanmıyoruz. Komüniteryan kavramını da çok fazla kullanmıyoruz. Komünalizm, bir yönüyle aslında cemaatçilik veya cemaatizm demektir. Çünkü komünalizmde topluluğun mutlak hakimiyeti ve yönlendirmesi vardır. İnsanın şahıs olarak iradesini temsil etme imkânı söz konusu değildir. Komünalist ortam, sosyalliği mutlak olarak dayatır. Komünalist ortam, kolektif ideolojiyi ve yaşantıyı mutlak olarak dayatır. Bu nedenle komünalizmin örnekleri dünyada çok trajedik bir biçimde görmek mümkündür. Mesela Sovyetler örneği bir komünalizm temsilidir. Sovyetik düşünce ve toplum pratiğinde Komünist Parti vardır. Herkes Komünist Partinin doğrularına inanmak ve ona göre yaşamakla yükümlüdür. Onun belirlediği sınırların dışına çıktığınız zaman hain olarak damga yersiniz. Tek bir ideoloji, tek bir anlayış, kolektivist bir yapı etrafında insanlara yükleniyor dayatmalar yapılıyor. Bunu daha yumuşak biçimleri küçük yapılı organizasyonlarda da görmek mümkündür. Dini cemaatlerin de kominalistleşme durumları vardır. Bir dini cemaat, insanların hayatını tepeden tırnağa belirlerse, komünalist bir yapıya dönüşür. Mesela FETÖ Hareketi Komünalist bir yapıdır. 12 yaşından itibaren bir insanı kendi sosyal ortamına alıyor ve bu sosyal ortamında ne okuyacağına, ne dinleyeceğine, hangi gazeteye bakacağına, hangi televizyon kanalını izleyeceğine, hangi okula gideceğine o karar veriyor. Sen polis olacaksın! Sen doktor olacaksın! Sen subay olacaksın! Bütün bunlar da yetmiyor… İnsan hayatında en özel olan evlilik, sevgi ve aşk gibi konulara da yine bu cemaat karar veriyor. Bu yapı ‘Şununla evleneceksin! Bununla evleneceksin!’ diyor. Bu durum hakikaten dehşet bir komünalist durumdur. Dolayısıyla bu komünalist durumda artık bir özneden bahsetmek zordur. Özne dediğimiz şey nedir? Şahsiyet sahibi olan varlık olmak. İrade sahibi olan varlık olmak.Özgürlüğünü kullanabilmek. Tercih edebilmek. Ben şu rengi seviyorum onu alacağım demek. Ben şunu seviyorum onunla evleneceğim, ben şu mesleği daha faydalı görüyorum demektir. Bu tercihlerimizi kullanamıyorsak biz özne kimliğimizi kaybetmiş birey olma, şahıs olma vasfımızı kaybetmiş, tamamıyla sürüleşen varlıklar haline gelmişizdir. 19’uncu Yüzyıl filozofları ve sosyologlarının en fazla eleştirdiği konuların başında sürüleşme gelir. Mesela Ortega y Gasset sürüleşmeyi eleştirir. Bizde de Nurettin Topçu sürüleşmeyi eleştirir. İnsanlar şehir hayatında endüstrileşmeyle beraber, kitlesel üretimle bütünleşerek sürüleşmişlerdir. Rutin hayatın içinde makinalar, teknolojiler; burjuva sınıfı ve hegemonya insanların önlerine nasıl bir hayat sunuyor ve nasıl bir yürüyüş yolu koyuyorsa, orada yürüyorlar. Neyi giymelerini istiyorlarsa, onları giyiyorlar. Sabah 8, akşam 5… kullanılacak ulaşım araçları şunlar… Özetle bu sürüleşme insanın özne kimliğini yok ediyor. Picasso bu durumu, insanı tek gözlü varlık olarak resmettiği bir tablosunda, daha enteresan bir biçimde anlatıyor. O da diyor ki… İnsan iş bölümüyle ilgili tek bir gözle dünyaya bakan bir varlık haline gelmiştir. Dolayısıyla insan özne olarak kendi külli yapısını, genel özelliklerini ve yeteneklerini kaybetmeye başlamıştır diyor. Bütün bunlar aslında komünalizme karşı ve öznenin kaybına karşı entelektüel meydan okumalardır. “

FETÖ gibi komünalist dini yapıların, mesiyanik imgelerden yola çıktıklarını ve kendilerini mehdiyet inancı aracılığıyla masum göstermeye çalıştıklarını belirten Ergün Yıldırım, bu yapıların ahlaki olguları güçle ölçtüklerini dile getirdi. Bu yapıların, iyi ve kötüyü güçle tanımladıklarından dolayı her yanlışı yapabilme kudretini kendilerinde gördüklerini söyleyen Yıldırım, FETÖ yapılanmasının da bu yaklaşım içerisinde hareket ettiğini vurguladı. Yıldırım, bu ve bunlara benzer yapıların bir süre sonra helal, haram, içki içme ve zina gibi dinen yasak olan şeyleri kendilerine mubah gördüklerini belirterek “Rektör bizim adamımız olsun… Diğer adaylara iftira atalım…” gibi yaklaşımlarla devlet içinde kadrolaştıklarını söyledi.

Kendi geçmişimizi ve bize ait olan kavramları daha iyi anlamamız gerektiğinin altını çizen Ergün Yıldırım, bazı olguların pozitif bilimle çözülemeyeceğini dile getirdi. Bize ait olan toplumsal hafızayı ve kavramları, batılı bir sosyoloğun yaklaşım tarzıyla anlamlandıramayacağımızı belirten Yıldırım "cihat, fetih ve cemaat" gibi bizim toplumsal hafızamıza ait olan kavramların daha iyi anlaşılması gerektiğini söyledi.

Modernleşme ve teknolojiyle birlikte insanların giderek yalnızlaştırıldığının altını çizen Yıldırım, yalnız bırakılan bireylerin ise kendilerine sıcak bir ortam arama ihtiyacı hissetmesiyle, komünalist yapıların içine düştüğünü dile getirdi.

Ergün Yıldırım, dindar da sekülarist de olsak, bu tür yapıların oyunlarına gelmememiz gerektiğini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

Soru-cevap kısmının ardından, Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Tevfik Erkal’ın Prof. Dr. Ergün Yıldırım’a katılımlarından dolayı tuz lambası hediye etmesiyle konferans sona erdi.